15 Ekim 2008 Çarşamba

Biraz yaza dönicez şimdi...

Yaları ailecek kalabalık olduğumuzda Ören'de gittiğimiz bir yer var. Burası hem deniz hemde piknik için çok uygun bir yerarka taraf kavaklarla çevrili masaları olduğu piknik alanı, önü kocaman bir kumsalı olan bir sahil. Denizi sığ fakat tertemiz ve tamamen kum ee biz pek burda yüzemesekte pek çocuklar için mükemmel bir yer .
Annesinin teyzesinin oğullarıyla oynamaya bayılır benim oğlum. Hele şu elinde kova olan ufaklık yokmu ona aşık isminide mini mini topi topi koydu kendisi, e bizde Tarık demeyip mini mini topi topi diyoruz. Evet deniz demek çocuklar için sınırsız su, kum ve oyun demek.

Minik Orkom denizden çıkıp İkbal teyzesinin aldığı şeker gibi plaj havlusuyla kurulanmış bile.

Bu da farklı bir haftasonundan bir kare ben bu fotoya bayılıyorum. Yavrum annesinin "Mert bana bak oğlum, meeeerrrtt hadi gülümse" sözlerinden sıkılmışcasına garip garip bakmış.

Yirim onu ben yirim yirim.

"Ohhh.... bol bol yüzüp :) yorulduktan sonra mangal hazır olana kadar biraz dinleneyim dedim. Bir rahat yok arkadaş bana her yerde bir kamera bu kadarmı zor ünlü olmak yafuu."


" Bari ilgilenmiyormuş gibi yapayım."


"Eeee sıkıldım ama indirin lan beni burdan."

Park sefası

Burası bizim apartmanımızın yanındaki parkımız daha yeni yapıldı ama biz bütün bir yaz hemen hemen her akşam burdaydık. Yemeğimizi yememiz için bile için zor sabretti bizim yaramaz.

Gerçi park dediysek Mert paşa öyle salıncakta falan sallanamaz, zannedersem çok hareketli olduğu için salıncakta kendisini mahkum gibi hissediyor. Eee tabi sallanırken kendini bağlı olduğu için atamıyor.

Böyle olunca bizde bol bol spor yapıyoruz. Onun deyimiyle yapsit ( jimlastik gibi bişey herhalde :p )

3 tekerlekli bisikletine binmeyim 2 tekerlekli bisiklet istediğinden bu yana biraz dertliyiz aslında 2 tekerlekli bisikleti olan abileri ablaları gördümüyalvarıyor fütfen biras biniyim şona vericem diye. Galiba önümüzdeki yaza şu arka tek. iki tarafında küçük tekerleri olanlardan alicez galiba :(






7 Ekim 2008 Salı

Haziran ayı seçmeleri

Minicik bir boş zamanın olmayan bir annenin taaaa 4 ay önce yayınlaması gereken fotolar

Değişik bir çocuk olduğumuz için normal bişeylerle oynayamıyoruz.
E ne yapalım asla izin vermem dediği şeylere bile izin vermek zorunda!kalabiliyormuş insan.

Karşısında bulaşık yıkayan annesine bakarak su oynayan bu küçük velet benim aşkım.

Oyuna devam....

Aman gayrete bakın ya :) Ne kadar önemli bi iş yapıyo.


Oğlumun ilk profesyonel fotoğraf çalışması :)


Annesinin yeni aldığı ayakkabılarını deniyor.
Şu parmakların yere bastığındaki yamukluğuna hastayım ben yaaa.

Aynı akşam bulaşıklarını yıkadıktan sonra şöööle sulu sulu bir karpuzu haketmiş canavar adam.

Bu da oğlumun ilk İzmir seyahatinden görüntüler. Hayvanat bahçesine bayıldı. İlk kez gerçek boyutunda bir fil görüp çok şaşırdı.

Fuarda karnımızı doyurduk gezdik hayvanları inceledik hatta minik keçiyi kucağımıza alıp sevdik bile ve artık dayanamadık uykuya. Tabi pratik fikirli annesi hemen alet edevat çantasındaki donları yedek eşyaları ayağına yastık yapıp piknik masalarında topuklarının tahtaya geçmesine aldırmadan oğluşunu uyuttu serin serin. Babayla annede biraz dinlenmiş oldu böylece.

İşte bizim çekirdek ailemiz
Akşamına İzmirde katıldığımız düğünden bir kaç foto.
Karşısındaki süper manzaraya bakarak şarkılara eşlik eden geleceğin arabesk - fantazi sanatçısı adayı Merrrrrttt.

"Offf dilim damağım kurudu be şarkı söylemekten"

Balıkesir'e babannemize gittiğimizde anneyle babanın ünv. zamanlarında okul çıkışı gelip ormantik ormantik oturduğu :p parka geldik. Ve işte Balıkesir fuarının önündeki meşhurrr uçak.
Eee poz vermeden olmaz şimdi ama asker selamımızda hazır.


Bir Ramazan Daha bitti... Nicelerini Sevdiklerimizle Görmek Dileğiyle


3 Eylül 2008 Çarşamba

2 yaş sendromu mu bu?

Bu aralar çok zor günler geçiriyoruz , hem ben hem sevgili annem. Çalıştığım için oğluma o bakıyor gün içinde o akşamları ben çıldırıyorum. Galiba 2 yaş sendromundayız yaklaşık 6-7 aydan beri, ama bu 10-15 günden beri had safhada artık ne yapmam gerekiyor ona bile karar veremiyorum :( Her şeyin tersini yapmaya bayılıyor. Mesela geçen hafta birlikte yürüyüşe çıktık yolun ortasından yürümek istiyor, elimi tutmayı reddediyor ne yaptıysam kararını değiştiremedim. En sonunda oğlum yoldan arabalar gider biz insanlar kaldırımları kullanırız dediğimde ise verdiği cevap akıllara zarar ; ANNE O ZAMAN BEN İNSAN DEĞİLİM ARABAYIM eee pes dedim artık yani pes bu çocuk daha 2,5 yaşında.

Sürekli bağırıp ağlayan bir çocukla karşı karşıyayız şimdi. Ne kadar bir süreç acaba bu inşallah kısa sürer. Sürekli herşeyi elde eden bir çocuk yetiştirmek istemiyorum ama şu içinde bulunduğumuz depresif durumda malesef yapmak zorunda kalıyorum bazen. Ne yapacağımı şaşırdım. Ramazan ve oruçla daha bir zor geliyor sanki.

Bazen onunla başa çıkamadığımı hissediyorum acaba benim oğlum hiperaktif mi :( Ya bir çocuk hiç oyuncakla oynamazmı ya oynamıyor yokk oynamıyor ne aldıysak hemen kırıp atıyor sonra tamir yapmaya çalışıyor. Geçtiğimiz hafta sonuda mutfağa geldi koşa koşa "anne bu futbolcular çok yamaraz (yaramaz) "dedi, niye oğlum dedim " ya baksana sürekli koşup koşup düşüyolar bari bende futbolcu olayım çünkü bende yamarazım" dedi.

Ben hiç bebek büyütmedim aslında oğlum her zaman akranlarından çok öndeydi bazen imrenirim bebek arabalarında uyuyan bebekleri çocukları görünce. Ben malesef oğlumu bebek arabasına koyup markete,pazara v.s. gidemedim. Sanki hep kocaman adamdı o sürekli sorular soran, sürekli bişeyler konuşan kocaman bi adam:)p

7-8 aylıkken bile kucağımda gider ve sürekli herşeyi gösterip bu bu diye işaret ederdi. Bende sanki karşımda 6-7 yaşında bir çocuk var gibi ayrıntısıyla anlatır bazende yanımdan geçenler acaba benim hakkımda ne düşünüyorlardır derdim. Düşünsenize kendi kendine sürekli konuşan bir kadın görüntüsü var karşılarında, bilmezler kucağımdaki 8 aylık veletin sorup sonrada gözlerini kocaman açıp dinlediğini.

Canım oğlum benim aman sen hiç hastalanma, acılarını dertlerini görmeyelim yeter. Ben ne kadar yorulsamda seninle herşeye razıyım.

8 Temmuz 2008 Salı

Mutluyum Mutlusun Mutlu :)

05.07.2008 oğlum benim bana ilk defa bu gün canımmm diyerek defalarca sarıldın. Seni çok seviyorum küçük kuzum benim.

19 Haziran 2008 Perşembe

HAYATTAN NE ÖĞRENDİK GERÇEKTEN ?

Hayattan ne öğrendim?


“Hayattan ne öğrendiniz?”

Verilen süre içinde aklıma gelenleri aşağıda yazdım.Yanlışların doğruları götürmeyeceğini umuyorum:

* * *Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...Ağladım.

* * *Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

* * *Zamanı öğrendim.Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

* * *İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

* * *Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

* * *İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

* * *Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

* * *Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini...
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

* * *Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

* * *Gitmeyi öğrendim.Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

* * * Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.

Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.

* * *Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

* * *Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

* * *Gerçeği öğrendim bir gün...Ve gerçeğin acı olduğunu...Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

* * *Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Milliyet - Can Dündar /16.06.2008


Gerçekten ne kadar boş yaşıyoruz aslında bir düşününce..... Daha eskiden sanki daha bir güzeldi herşey. Teknolojiyle hayatlar kolaylaşıyor ama galiba insanlar yanlızlaşıyor.....

links

About This Blog

links

About This Blog

Blogger templates made by AllBlogTools.com

Back to TOP